Zaman Taneleri


telaşlı bir nefesti ağır ağır yürüyen
bir çift zeytini göze ulaşmak için
ayaklarının altında kırıldı güneş
kopuk bir damar atışı çığlığında
sarılamadı annem
düşlerinde doğurduğu çocuğuna


iki ter damlası in(l)iyordu şakaklarında
son bir ah ile
iki ince çizgi almış gözlerinin yerini
sekizinci saatte
yasaklamış oysa anneme
kendisinden önce ölmeyi
çıkmaz sokakların mağduru adam
gözleri yalnız sokakların yağmuru babam

.
.
.


ne zaman anneler günü gelse
ellerim az önce kar yutmuş gibi
soğuk ve titrek
yazamazdım tahtaya adını elimdeki tebeşirle
okul önlüğüm kara ağıtlar söylerdi
uzanırdı boylu boyunca yattığın teneşire


her şey kaybolurdu gözlerimin önünden
arıyordum beni hep güdüleyen şeyleri
iştahımı arardım
fotoğraftaki yüzün doluşurken penceremden
şefkatinden merhamet kokulu ellerinden
nasibimi arardım
lokmalar dizilirdi boğazıma anne çocukluğum çiğnenirken


ekşimsi bir bulantıyı andırıyordu
tiktaklı saatler
bir tırnak batışıydı bu kalbime kalbime
korkuyordum anne
korkuyordum zaman tanelerinden
sessizce çürüyordum mahzun odalarda
içeriye kapatılmış kendi kendimden
kendime gidip kendimden geliyordum
kocaman bir ev gömüldü üzerime


durup durup başa sarılan filmler gibi
musallat olmuş uykularıma bir girdap
sana dolansın isterdim uykusu zincirlerimin
.
.
.

kolan vursalardı ya ayaklarımı mezarına
durmadan horlanan öksüz saçlarım
sallanmazdı o zaman
yaban bayraklı ovalarda


EbRuAsya//






Yorumlar 0
Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Giriş Yapınız